Anadolu'nun en eski camilerindendir. Camilerin mekân fikrinin gelişmesinde önemli bir basamağı teşkil etmektedir. Avlusuna üç yönden girişi ve düz damlı, dikdörtgen plânlı, kufe tipli cami sınıfına giren ender örneklerdendir. Kubbe fikrinin henüz gelişmediği dönemde yapılmıştır. Bazı bilim adamlarına göre Dânişmendli dönemi eseri olarak da kabul edilmektedir.
Dânişmendliler 1085-1178 yılları arasında Sivas, Kayseri ve Malatya'ya yerleşmişlerdir. Tokat, Niksar Ulu Camii (1145), Kayseri Ulu Camii (XII. yy. ortaları), Tokat Yağıbasan (Çukur) Medrese (1151-52), Niksar Melik Nizameddin Yağıbasan (1157-58), Niksar Kulak Tekkesi ile Türbesi; Kayseri-Pınarbaşı-Türbe Köyü Melik Dânişmend Kümbeti Dânişmendli eserlerinden bazılarıdır. Dânişmendliler 1178'de Selçuklulara bağlanmasına rağmen adlarına yapılan yapılar yüzyılın sonuna kadar uzanmaktadır.
Sivas Ulu Câmii'ni de Dânişmendli döneminin önemli eserlerinden saymak mümkündür. Böylesine önemli bir eserin ne yazık ki avlusuna 1974 yılında betonarme bina yapılarak avlu plan tertibi bozulmuştur.
1955 yılında yapılan büyük onarım sırasında caminin inşa ve onarım kitabeleri bulunmuş, yapım tarihi ve yaptıranı ilim âlemine tanıtılmıştır.
Yapım kitabesi Sivas Müze Müdürlüğü'ndedir. 1120 envanter numaralı, kalkerli taştan, 89cm x 49cm x 17cm boyutlarında, üç satırlık kitabesi şöyledir:
"Bu mescidin
yapılmasını dîn ve dünyanın kıymeti olan
adaletli İzzeddin'in oğlu (aziz oldu ve Allah
ona yardım etti) Melikşah'ın saltanatları
zamanında Allah'ın rahmetine dönecek olan
İbrahim oğlu Kızılarslan tarafından Kul Ahi'ye
593 (1196-1197) yılında emretti."
Onarım kitabesi de, Sivas Müze Müdürlüğü'nde
1121 envanter numarada kayıtlıdır. 52cm x 35cm
boyutlarında, kalkerli taştan, dört satırlık
kitabenin ilk satırı okunamamaktadır. Kitabenin
okunuşu şöyledir:
"Bir gücü ve
topluluğu yenen, dîn ve dünyanın şerefi,
fetihlerin sahibi, Allah'ın zayıf kulu,
müminlerin emiri Keyhüsrev oğlu Keykavus Yusuf
‘un oğlu... 609 (1212) yılında Allah'ın
rahmetine kavuştu."
Yapım kitabesinden de anlaşılacağı üzere
cami, 1196-97’de II. Kılıç Arslan'ın oğlu
Kutbeddin Melik Şah'ın saltanatları zamanında
Kul Ahi yaptırmıştır.
İkinci kitabeden de caminin I. İzzeddin Keykavus
döneminde, 1212 yılında onarıldığı
anlaşılmaktadır.
Camiin asıl ibadet alanı ahşap tavan üst örtü
sistemi 1955 yılı onarımında tamamen
değiştirilerek ahşap taklidi betonarme tavan
haline getirilmiş, akıntıyı önlemek amacıyla
üzeri bakır kaplı kırma çatı ile örtülmüştür.
Anadolu cami mimarîsinde Urfa Ulu Camii'den
sonra en erken tarihli son cemaat yerine sahip
olan ve üç yönden girişi bulunan avlulu ilk
camilerindendir. Güney duvarına dikey olarak
düzenlenmiş 11 sahında, 50 yığma ayak birbirine
sivri kemerlerle bağlanmıştır. Ulu Cami, 54,70m
x 33,70m iç ölçülerindedir .
Doğu-Batı doğrultusunda dikdörtgen planlı avluya
kuzey, doğu ve batı yönlerinden girilmektedir.
Avlu, yaklaşık 25m x 55m ölçülerindedir. Kuzey
duvarı eksenindeki giriş kapısının iki yanında
daire kesitli mihrabiyeler yer almaktadır.
Asıl ibadet alanına, kuzey duvarının tam
ortasında asıl ve köşelere yakın yerlerden birer
olmak üzere üç ayrı kapı ile girilmektedir.
Asıl ibadet alanının kuzey-güney doğrultusundaki
on bir sahnı oluşturan kesme taş örgülü yığma
elli adet ayak, sivri kemerlerle birbirlerine
bağlanmıştır. Mihrab eksenine uzanan orta sahın
diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.
Ulu Camii, dıştan ve içten tamamen kesme taş
malzeme ile yapılmış, beden duvarları kalın bir
tabaka hâlinde kireçle sıvanmıştır. Cami
orijinalde ahşap tavanlı, düz toprak damlı
olarak yapıldığı hâlde günümüze bu şekliyle
gelememiş; 1955 yılında geçirdiği onarımlar
sırasında ahşap yerine daha dayanıklı malzeme
olan beton kullanılarak tavanı yenilenmiş; ahşap
görüntüsü verilmiştir.
PORTAL
Sivas Ulu Cami'nin asıl giriş kapısı ile diğer
kapıları süslemesiz ve sade görünümlüdür.
MİHRAB
Sivas Ulu Camii'nde 1955 yılında yapılan
onarımlar sırasında çıkarılan orijinal mihrabın
üzerinde, birbirini kesen sekizgenlerden
geometrik örgü motifli iç içe iki sekizgenin
kenarlarından çıkan kollarla kesilmesi ile
kareler oluşturan süsleme elemanları
bulunuyormuş. Onarımda mihrabın süslemeleri taş
malzemeyle sade bir şekilde düzenlenmiştir.
Östünde yukarıya doğru gittikçe daralan yedi
sıra mukarnaslı kavsaradan başka süsleme elemanı
görülmez.
MİMBER
Ulu Cami'nin orijinal olmayan minberi taş
malzemeyle, son derece sade bir şekilde
yapılmıştır.
MİNARE
XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen
minaresi, caminin güney doğu köşesine yaklaşık
3m uzaklıktadır. Minare kaidesi tuğla örgülü,
sekizgen kaidelidir. Sağır kemerli nişler
üzerinde firuze renkli sırlı tuğlalarla
"el-azametü
ve'l-ikbâl... el-mülkü lillâhi'l-vâhidi'l-kahhâr"
yazılıdır. Tuğla örgülü silindirik gövde,
şerefeye doğru düzgün bir biçimde incelerek
yükselir. Tuğla gövde kilit örgülü yazı
şeritlerinde firuze renkli sırlı tuğladandır.
Kilit tuğla örgü sistemi gövdeyi aralıksız
kaplar. Biri korniş altında diğeri gövdenin
ortasında iki yazı kuşağı bulunmaktadır.
Şerefiye altı mukarnaslı olup ilk sırası
orijinal, üst sıralar ve şerefe geç dönemlerde
onarılarak yenilenmiştir. Şerefe mukarnaslarının
başlangıcı tuğla, çini, mozaik malzemelidir.
Küçük nişler içinde geometrik kompozisyonlar
işlenmiştir.
Prof. Dr. Refet Yinanç, Sivas Abideleri ve
Vakıfları, Vakıflar Dergisi XXII. sayısındaki
makalesinde cami ile ilgili önemli bilgiler
vermektedir. "Ulu Cami, Timur istilasında
tahribata uğradığı gibi 1402 Ankara Savaşı'ndan
sonra Sivas'a hâkim olan Mezid Bey ile onu itaat
altına almak isteyen Çelebi Mehmed'in
ümerasından Bayezıt Paşa arasında meydana gelen
çarpışma esnasında da kısmen yıkılmıştır. Çelebi
Mehmed kuvvetleri tarafından sıkıştırılan Mezid
Bey, Ulu Cami'ye sığınınca Bayezıt Paşa caminin
yıkılmasını emretmiş, Mezid Bey de minareye
çıkarak mücadeleye devam etmek istemişse de
minare ateşe verildiğinden teslim olmak zorunda
kalmıştır. Cami daha sonra hayır sahipleri
tarafından tamir ettirilmiştir. 1525 yılında
yeniden onarılan cami 1597'de Sivas valisi
Mahmud Paşa zamanında tekrar tamir görmüştür.
Son olarak Şeyh Hacı İsmail Toprak'ın himmeti ve
halkın yardımı ile 1955'de restore ve tamir
ettirilerek ibadete açılmıştır.
Vakıfları: Vakfiyesi Timur istilası sırasında
kaybolan caminin eski vakıfları daha sonra
padişah beratları ile görevlilerin tasarrufunda
bulunan yerlere göre tespit ve tescil
edilmiştir. Vakıflarını, 1578'de tanzim edilmiş
evkaf ve tahrir defterlerinden tespit etmiş
bulunuyoruz. Camiye altı köy, yedi mezra, dört
zemin (arazi) vakfedilmiştir. Ayrıca daha sonra
bazı hayır sahibi kişilerin tahsis ettikleri
gelirle caminin vakıf gelirinin arttığı
görülmektedir. Tahrir defterinde yapılan
tashihlerden ve pusula kayıtlarından caminin
vakıflarının bu yüzyılın başlarına kadar devam
ettiği anlaşılmaktadır."
1955 yılı büyük onarımını Merhum İhramcızade
İsmail Hakkı TOPRAK yaptırmıştır.
Asıl ibadet alanı kuzey duvarında yer alan ve
son cemaat yerine açılan pencerelerin iç
lentoları dikkat çekmektedir. Bugüne kadar hiç
bir kaynakta rastlamadığımız iri taşlar üzerinde
büyük Arap harfli yazılar bulunmaktadır. Bu
kitabeler pencere lentosu olarak kullanıldığı
için sağlıklı okunamamaktadır. Kanaatimizce bu
büyük boyutlu kitabe taşları başka bir binadan
getirilerek 1955 yılı onarımında bu pencerelerde
kullanılmış olmalıdır.
Kitabelerde sırası ile şunlar yazılıdır:
ULU CAMİ
HAKKINDA RİVAYETLER
Vehbi Cem Aşkun, Ulu Cami hakkında şu
rivayetlere yer vermektedir.
Vaktiyle cami, istasyon civarındaki Gazhane
denilen mevkie yapılacakmış; fakat bir türlü
muvaffak olamamışlar. Caminin yapılması için
icabeden malzeme gündüz akşama kadar Gazhane’ye
taşınmış, sabahleyin kalktıklarında aynı
malzemenin caminin bugünkü yerinden olduğunu
görmüşler ve aynı hal 40 gün devam etmiştir.
Nihayet ihtiyar bir zat peyda oluyor. Caminin
gazhaneye değil hâlihazır yerine yapılmasını
söylüyor ve nasıl yapılacağını da izah ediyor.
Sonra gözden kayboluyor. Bunun üzerine derhal
ihtiyarın dilediğini yerine getiriyorlar ve o
zâtın da Hızır olduğuna kani olarak caminin ilk
direğini onun görüldüğü yere dikiyorlar. Adına
"Hızır Direği" diyorlar.
İkinci efsane de bu direk hakkındadır: "Caminin
içerisi çok geniştir. Öç kapısı vardır. En
kalabalık bayram günlerinde bile kolay kolay
dolmaz. Dünün mimari tarzına göre caminin içinde
birçok direkler vardır. Bunların arasında Hızır
direği ayrı bir hususiyet taşır. Herkes bunun
dibinde oturur. Hatta daha ileri vararak buraya
nur yağdığını bizzat gördüklerini söyleyenler de
çoktur. Bilhassa bayanların inananı fazladır.
Hızır, insanların dar günlerinde imdadına ulaşan
nur yüzlü, uzun beyaz sakallı meçhul bir
şahsiyettir. İşte Cami-i Kebir'de yatan zat da
böyle bir Hızır’dır. Yaşlıların rivayetine göre,
bir gün bu Hızır Direği'nin dibine gayri meşru
bir çocuk bırakılmış. Bunun üzerine direğin
dibinden büyük bir su çıkmış ve ne yapmışlarsa
suyu kesememişler. Sonuçta 40 yapağı yün tıkamak
suretiyle durdurmağa muvaffak olmuşlar."
Zaman geçtikçe eski eserlerimiz yavaş yavaş
hususiyetlerini kaybediyorlar. Nitekim Ulu Camii
de birçok hususiyetini kaybetmiştir. Çünkü
eskidikçe tamir ihtiyacı, eserlerin eski
varlıklarından büyük bir kısmının kaybolmasına
sebep oluyor.

Ulu Cami (1927)

Ulu Cami
pencere altı yazıtı (1990)

Ulu Cami
pencere altı yazıtı (1990)

Ulu Cami
pencere altı yazıtı (1990)
|